
AL-CO işçileri tüm saldırılara rağmen direniyor…
İzmit’in Akmeşe beldesinde kurulu olan teflon tencere fabrikası Al-Co, kamuoyunda organize suç şebekesi elebaşısı olarak yargılanması ile tanınan Hayyam Garipoğlu’na ait.
Bu patron nitelikli dolandırıcılıktan ve Sümerbank’ı hortumlamaktan 27 yıl hapis cezası aldı. Şu an devletin güvenlik güçlerince aranıyor.
Al- Co Tencere Fabrikası Trakya Sanayi A.Ş. bünyesinde teflon tencere üreten iki yıllık bir fabrika. Sadece teflon tencerelerde kullandığı boyayı ithal ediyor.
İşçiler, metal işkolunda faaliyet yürüten ve birden fazla şirketi olan bu holdingin çoğu fabrikasının taşerona verildiğini ve her fabrikada 6-7 tane taşeron olduğunu belirttiler. Altı ay önce fabrikalarında da patronun taşeronlaştırmayı gerçekleştirmek için girişimlerde bulunduğunu, bunun var olan ağır sömürü koşullarının daha da ağırlaşacağı anlamına geldiğini bildikleri için sendikalaştıklarını ve bu yüzden tazminatsız işten atıldıklarını söylediler.
Kendilerini işten atmakla kalmayan patronun iki-üç günde bir ya çetelerini ya da yalan ve iftiralarla devlet güçlerini üzerlerine saldırttığını dile getirdiler. Al-Co işçilerinin yaşadığı bu baskıları daha önce de YDİ ÇAĞRI Gazetesi olarak internet sitemiz üzerinde kamuoyuna duyurmuştuk.
Eylül ayının ortalarında YDİ ÇAĞRI Gazetesi olarak işçilerin yaşadıkları süreci ve kendilerine yönelen saldırıları öğrenmek ve dayanışmamızı göstermek için İzmit’e gittik.
İşçiler, 31 Mart’ta fabrikanın taşeronlaştırılacağı duyumlarını aldıktan sonra buna karşı neler yapılabileceği üzerine kafa yorarken sendikalaşma düşüncesi olgunlaşmaya başlıyor. Ve sendikalı olmak gerektiği konusunda karar alıyorlar. Bu sürece kadar işçiler, kendi deyimleri ile, dostluğu, dayanışmayı, güveni kendi aralarında sağlayarak bir aile olmayı başarıyorlar. Yaklaşık 4 aylık bir sendikalaşma sürecinden sonra İzmit’teki Al-Co Fabrikası’nda çalışan toplam 112 işçiden 86’sı (10’u kadın) üç günde sendikaya üye oluyor. Sendikalaşmayı öğrenen Al-Co patronunun iki işçiyi işten atması üzerine örgütlü olan bütün işçiler kendilerini 30 saat boyunca fabrikaya kilitleyerek iş bırakıyorlar. Patron işçileri ancak jandarma ve çevik kuvvet zoru ile fabrikadan çıkarabiliyor.
Sendika üyesi tüm işçileri tazminatsız işten çıkaran patronun tüm engelleme çabalarına rağmen işçiler yaklaşık bir ay boyunca fabrika önünde direnişlerine devam ediyorlar. İşçilerin direnişini kıramayan ve beraberliğini bozamayan patron, fabrikada çalışmak üzere dışarıdan, başka illerden işçi getirterek çalıştırıyor. İşçilerin belirttiğine göre dışarıdan getirilen bu işçilerin bir bölümü ‘grev kırıcılığı’ yapmak üzere geldiklerini bilmiyorlar. Bunu öğrenen işçilerin bazıları geri dönüyor. Fakat gidenlerin yerine yenileri getirilerek, fabrikaya özel güvenlik önlemleri ile sokuluyorlar. İşçiler, şu anda grev kırıcısı olarak fabrikada yaklaşık 70 kişinin bulunduğunu tahmin ediyorlar. Değişik şehirlerden getirilen ‘grev kırıcıları’, korktukları için bir ay süre boyunca fabrikadan dışarı çıkmamışlar.
İşçilerin az sayıdaki bir bölümünün kapının önünde direnişte olduğu bir gün patron, dışarıdan getirdiği işçileri direnişteki işçilere saldırtarak, çok sayıda işçinin yaralanmasına sebep oluyor. Saldırıyı gerçekleştirenlerin polis tarafından gözaltına alınması gerekirken bunun yerine direnişteki işçiler gözaltına alınıyor. İşçiler polisin çok açık bir biçimde patronun yanında olduğunu belirtiyorlar. Genç bir işçi bu konudaki duygularını şöyle ifade ediyor: “ Eskiden bizim mahallemizde bir olay olsa polis iki saat sonra gelirdi. Fakat burada biz bir adım atalım polis hemen yanımızda bitiyor, önümüze barikatlar kuruyor” diyerek bu süreçte polisin ve devletin kimin yanında olduğunu bir çok işçi gibi kendisinin de çok açık bir şekilde anladığını ifade ediyordu.
Fabrikanın kapısından uzaklaştırılan çadırları sökülen işçiler fabrikadan 300 metre uzakta mahalle muhtarlığının binasında bekliyorlar. Bu binada işçileri direnişlerinin 40. gününde ziyaret ettiğimiz saatlerde emekli bir polis olan bu işçi dostu muhtar da geldi. Hep birlikte sendikal hakların patronların ve devletleri tarafında neden ve nasıl engellendiğini bu saldırılara karşı nasıl mücadele etmemiz gerektiğini konuştuk.
İşçiler, bu saldırının ertesinde 6 Eylül’de çevredeki halkın da desteği ile saldırıları kınayan ve sendikal haklarını savunan bir basın açıklaması yaptıklarını ve 500’e yakın kişiyle bir yürüyüş gerçekleştirdiklerini belirttiler. Patronun, kiralık adamları aracılığıyla direnişteki işçilere saldırısı bununla son bulmadı. 18 Eylül’de yine 40 kişilik bir grupla işçilere saldırarak 4 işçi çeşitli şekillerde yaralandı. İşçiler patronun ve jandarmanın bütün bu saldırılarına rağmen direnişlerini sürdürmede kararlı olduklarını belirtiyorlar. Sendikaları önderliğinde yasal haklı ve meşru direnişlerini İzmit kamuoyuna anlatmada başarılı olduklarını halktan, Büyük Şehir Belediyesi’nden, bölgedeki çoğu sendika, demokratik kurum, kişi ve partilerden aldıkları dayanışmada gördüklerini belirttiler. Fakat bunun henüz kazanmaya yetmediğini patronun ve onun devletinin bu denli barbar saldırılarına karşı başarabilmek için tüm emek dostlarından gösterdikleri dayanışmadan daha fazlasını göstermeleri gerektiğini söylediler.
Biz de YDİ ÇAĞRI Gazetesi olarak tüm sınıf bilinçli işçi ve emekçileri bu direngen Al-Co işçilerinin zaferi için dayanışmaya çağırıyoruz.
Eylül 2006
No comments:
Post a Comment